Nov
22
2011
0

Yeni Dijital Mecra: Şehirlerarası Otobüsler

Hitit Medya’nın Digiturk ve LigTv ile ortaklaşa yaptığı çalışma sonrası bir çok şehirlerarası otobüste bulunan ve hızla yaygınlaşan sistem ile yolculuklar birer reklam mecrası haline geliyor.

Koltukların arkasında bulunan android tabanlı dokunmatik cihazlar ile Tv Seyrediliyor, Müzik Dinlenebiliyor, Film Seyredilebiliyor, Facebook ve twitter için özel arayüzü ile internette sörf yapilabiliyor, Yolcular arasında oyunlar oynanabiliyor (tavla, okey)  Maçlar Canlı Olarak İzlenebiliyor. Otobüs gps üzerinden izlenebiliyor. Yani siz yolcu ettiğiniz kişinin nerede olduğunu görebiliyorsunuz.

Bu cihazlarda bulunan tüm içeriklere reklam entegrasyonu yapılmakta. Kanal geçişlerine, videolarda ürün yerleştirmelerine, şarkı aralarına jpeg ve hareketli reklam entegrasyonu yapılmış durumda. Raporlaması da anlık. Kendi yazdıkları detaylı altyapıyı yakın bir zamanda Gemius’a devredecekler. Şirket aynı zamanda  Iab üyesi.

Yolculuğun yapılacağı lokasyonun vereceği demografik bilgiler, seyir halindeki lokasyona göre reklamı değiştirme olanağı çok daha hedefli ve doğru reklam kullanımı konusunda imkanlar sağlıyor.

İlave olarak yolculuğun uzunluğu nedeniyle yolcuların büyük bir yüzde ile doldurduğu anketler mevcut. Bu ankerler de anlık raporlanabilmekte çeşitli ürün entegrasyonları ile kullanılabilmekte. Anketlerin popülaritesi hakkında elde bir data mevcut.  Haziran ayındaki seçim öncesi sadece 70 otobüste 10 gün süre ile yapılan ankete yaklaşık 22.000 kişi katılmış ve seçim sonuçları %99 oranında bilinmiş.

LigTv ile maçların izlenmesi konusunda yapılan bir anlaşma ile bilete extra bir ücret yansımaksızın yolcular bu imkandan faydalanabiliyor. Tüm bu sürecin hızla ilerlemesine göre yakın zamanda farklı noktalara entegrasyonlarla söylendi.

Detayları aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.

http://www.funtoro.com/

 

Written by admin in: Dijital Gözlem |
Jan
18
2011
0

Dijital Kurumsal Kimlik / Bannerlar

Dijital dünyanda işin neresinde olursanız olun, ortaya çıkardığınız işin kime ait olduğunun net anlaşılmasını istersiniz. Tabii ki gözün artık çok daha iyi şekilde ayırt edebildiği görsel kalite ile.

Kurumların yıllarca kendilerini ifade ettikleri tüketici ile karşılaştıkları konvansiyonel mecralarda kullandıkları kurumsal kimlik yapılarının dijital ortamda kimi kullanımlarının o kuruma zarar verdiği bir çok örnekle karşılaşıyoruz. Bunların en çok göze çarpanları banner kullanımlarında oluyor. Büyük logo, zoraki kullanılan renkler, kalabalık ve detaylı logolar en fazla dikkat çekenler.

Siz ne kadar güzel bir banner tasarlarsanız tasarlayın, görsel açıdan etkileyiciliği kurumsal algı ile birleştiremediğinizde birşeyleri eksik yapıyorsunuz demektir. Animasyonu harika, mesajı net bir bannerda küçük bir kusur diyebilirsiniz ancak tüm öğelerin kurum ile bağının kurulduğu bölümler tüm algıyı tammalayıcı bir özellik taşıyor. Yani kurumsal kimlik kullanılırken:

· Logoyu net kullanarak,

· Çok çeşitli boyutlarda banner kullanıldığını düşünürek küçük ya da büyük hallerini bir standarta oturtarak,

· Özellikle küçük boyutlarda logo altı textlerin okunmadığını ve bir leke şeklinde gözüktüğünü düşünürsek bu kullanımlar için alternatifleri geliştirerek,

· Ürün ya da kampanyayı tanıtan animasyonlarda kullanılacak değişik renklere uyum sağlayacak alternatifleri hazırlayarak bu konuda oluşabilecek sorunların önüne geçebilirsiniz.

Elbette kurumun logosunun ya kendisiyle özdeşleşmiş kullamını tamamen değiştirecek bir kullanımdan bahsetmiyoruz ancak koskoca kurumların kendilerini ifade ederken dökülen ve belli olmayan logolarını kullanarak kendi isimlerini söylemeleri bende çok pozitif bir etki bırakmıyor. Kurumu ismini bannerın, mesajın içerisinde belirtmekte bir alternatif. Okunmayan ne olduğu belli olmayan bir kullanımdan çok daha faydalı bence…

Written by Recep Fidan in: Dijital Gözlem |
Oct
06
2008
2

Bir yıl daha beklemek…

Son 4 yıldır hayatıma yön veren bir hobi edindim; balık tutmak. Önceleri çekingen bir macera olarak başladı. Daha sonra mavi sessizliğin içinde kalmak, dinlenmenin ötesinde meditasyon gibi geldi bana. Saatlerce dünyadan kopmuş bir şekilde sadece bir şeye odaklanmak. Doğanın ve özellikle denizin bir parçası olmak tarif edilemez bir duygu..

Elbette bu duyguya heyecan katan değişik şekilleri yok değil, örneğin yılın sadece kısıtlı bir ayında çıkılabilen lüfer avı. Saatler süren hazırlık, özel oltalar, zargana avı ve en sonunda sandal ile saatlerce süren dolaşmalar. Balığın yakalanması ve hiçte kolay olayan bir kaç aşama ile sandala alınması..

Dediğim gibi bu sadece bir balık avı değil. Adına dinlenme denilebilmesi için yapmam gereken bir tedavi sanki. Bu yıl yine lüfer zamanı geldiğinde (Ağustos sonları – Ekim sonu, daha sonrasında da avlanabiliyor ancak hava ve deniz durumu nedeniyle sadece çok büyük tekneler ile) ve de uzunca bir bayram tatilinin o zamana denk gelmesi iyi bir tesadüftü. Eşimin babası ve ben bir ay öncesinden kararlaştırmıştık bu zamanı.
Bayramın 1.günü klasik ziyaretler biter bitmez soluğu yazlıkta alacaktık. Öyle de oldu açıkçası. Ama ..

Aması şu ki lodos yüzünden deniz malesef balığa çıkılabilecek gibi değildi. Daha önce tuttuğumuz balıkları yediğimiz gece, uyumadan uzunca bir süre denizi dinledim, belki durulur. Rüzgar POYRAZ olur diye. Nafile..
Bütün dileklerim ve umutlarım boşa çıktı. Ve bu sinir dingilletici lodos biz oradayken 3 gün aralıksız sürdü.

Dönüş günü geldi çattı. Sandallar bulundukları yerden kıpırdamadan, olta kutusu açılmadan geçti 3 koca gün. Hüzünlü bir veda oldu o huzur veren her mevsim güzel yere. Kendimi evimden sonra en çok ait hissettiğim yere. Şimdiler de ise bir tek hedefim var. Çok yoğun bir çalışma döneminin içerisinde olduğum için mümkün olabilecek tüm hafta sonlarında deniz ve hava durumuna bakıyorum. İlk fırsatta yağmur altında da olsa, hatta biraz dalgalı da olsa denizin üstünde huzur saatlerimi yaşamak amacındayım.

Yoksa huzursuz geçecek ve bir yıl sürecek bekleme dönemi başlıyor olacak.
Lütfen hava güzel olsun!

Written by Recep Fidan in: Uncategorized |
Apr
24
2008
0

Başlarken…

Bilmiyorum siz benim gibi misiniz? Değilsinizdir herhalde. Niye benim gibi olacaksınız zaten! Benim gibi olmanın bana bir yararı yok ki, size bir pansumanı olsun! Gel dikiz ki ben böyleyim. Bu bir yaratılış konumu. Herkes benim gibi olmak zorunda değil. Ve fakat benim gibi olmayanlar, hiç olmazsa kendileri gibi olabilseler! Ne gezer? Onlar da herkes gibiler…*

Herkesin bir bloğu var, herkes birşeyler yazıyor ben neden yazmayayım zorlayıcı düşüncesi değil, düşündüklerimi, gözlemlediklerimi kendimce paylaştığım, “bana ait bir yer” olmasını istediğimden açtım bu bloğu.

Dünyaya benim gözümle bakmak zordur, hepinize kolay gelsin!

* Kaynak: Ferhan Şensoy / Eşeğin Fikri

Written by Recep Fidan in: Uncategorized | Tags:

Recep Fidan